İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Uyumsuzluk ve Aidiyet : Duvara Karşı

4 min read
2004 yapımı Duvara Karşı (Gegen die Wand), Fatih Akın'ın filmografisinde öne çıkan güçlü bir yapım. Altın Ayı ödüllü film, gösterime girdiğinde birçok tartışmaya yol açtı. Bir barda temizlik görevlisi olarak çalışan kırklı yaşlardaki Cahit ile özgürlüğüne oldukça düşkün olan genç Sibel'in hayatı bir başkaldırıda kesişiyor. Duvara Karşı, bu iki karakterin farklı süreçlerden geçtiği bir film olarak ele alınabilir : Kaçış, yüzleşme ve aidiyet. Editörümüz İdil'in ele aldığı Duvara Karşı incelemesi web sitemizde!

2004 yapımı Duvara Karşı (Gegen die Wand), Fatih Akın’ın filmografisinde öne çıkan güçlü bir yapım. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü alan film, gösterime girdiğinde birçok tartışmaya yol açtı.

Filmin ana karakterlerinden biri, Almanya’da bir barda temizlik görevlisi olarak çalışan kırklı yaşlardaki Cahit. Diğer karakterimiz ise özgürlüğüne oldukça düşkün olan genç Sibel. Duvara Karşı, bu iki karakterin dört farklı süreçten geçtiği bir film olarak ele alınabilir : Kaçış, başkaldırı, yüzleşme ve aidiyet.

Duvara Karşı Başkaldırı ve Kaçış

Eşini kaybettikten sonra hiçbir şeye aidiyet hissedemeyen ve yaşama arzusunu yitiren Cahit, arabasıyla duvara çarparak intihar girişiminde bulunuyor. İstediği hayata bir türlü ulaşamayan Sibel ise bileklerini keserek içinde bulunduğu durumdan kurtulmak istiyor. Sibel ve Cahit’in hayatı da işte bu başkaldırıda kesişiyor.

İntihar girişimi başarısız olan Sibel, hayal ettiği özgürlüğe kavuşabilmek için evlenmeyi planlıyor. Rehabilitasyon kliniğinde karşılaştığı Cahit’in Türk asıllı olduğunu öğrendiğinde uygun kişiyi bulduğunu düşünüyor. Nedeni ise, geleneksel bir yapıya sahip olan ailesinin Türk biriyle evlenmesini uygun buluyor olması. Hiç vakit kaybetmeden yalnızca adını bildiği Cahit’ten kendisiyle evlenmesini isteyen Sibel reddediliyor. Kısa bir süre sonra teklifi yeniden düşünen Cahit, kiraya ortak olması ve ev işlerini yapması karşılığında Sibel ile evlenmeyi kabul ediyor.

Cahit’in karakterine ışık tutan sahnelerden biri Sibel’in ailesiyle tanıştığı an. Türkçesinin oldukça kötü olması ve çoğu zaman Almanca konuşması Sibel’in abisinin dikkatini çekiyor ve “Türkçene ne yaptın?” sorusunu yöneltiyor. Cahit ise “Attım!” diyor. Bunun sebebi kendinden, köklerinden, geçmişinden kaçış halinde olması. Sibel’in kaçtığı şey de aslında tam olarak kendisi, mutlu olamadığı hayatı.

Cahit’in yaşadığı evin dağınıklığı ve karanlık atmosferi, onun içinde bulunduğu ruhsal durumu oldukça iyi yansıtıyor. Sibel’in gelişiyle birlikte evdeki kasvet dağılıyor ve işler düzene girmeye başlıyor. Daha çok ev arkadaşlığı olan bu formalite evlilik, ikilinin birbirinden bağımsız hayatlar sürmesine imkan veriyor. Sibel istediği özgürlüğe kavuşurken evdeki düzen Cahit’in kayıp yaşamına iyi geliyor. Bu esnada Cahit’in bazen keyifle dans ettiğini, bazen içine kapandığını ya da öfkeden etrafındaki her şeyi kırıp döktüğünü görüyoruz.

İkili bir süre sonra birlikte rakı sofrası kuruyor, dışarı çıkmaya başlıyor ve farkında olmadan birbirlerine bağlanıyorlar. Farklı insanlarla görüşmeye devam eden Cahit ve Sibel’in sınırları belirsiz ilişkisinde kıskançlıklar başlıyor. Bir gün Sibel’in görüştüğü erkeklerden biri Cahit’i kışkırtıyor, çıkan kavga sonucunda Cahit adamı öldürüyor ve hapise giriyor. Almanya’da daha fazla yaşayamayacağını anlayan Sibel, İstanbul’daki kuzeni Selma’nın yanına taşınıyor.

Yüzleşme ve Aidiyet

Selma ile Sibel karakterleri arasında güçlü bir kontrast var. Sibel kalıplara sığmayan bir yaşam sürerken Selma’nın düzenli bir hayatı ve kariyeri var. İstanbul’da yeni bir hayata başlayan Sibel, bir otelde işe başlıyor. Ancak kısa süre sonra kuzeniyle birlikte kalamayacağını fark ediyor, çünkü olmaktan kaçtığı kişi haline gelmek istemiyor.

Bir süre sonra hapisten çıkan Cahit, Sibel’i yeniden görebilmek için İstanbul’a gitmeye karar veriyor. Aradan geçen zaman ve yaşanılan kaçınılmaz yüzleşmeler ikilinin hayat şartlarını, dolayısıyla ilişkisini değiştiriyor. Cahit, Sibel ile birlikte Mersin’e gitmeyi ve orada yeni bir hayata başlamayı istiyor. Ancak zaman içinde kendine düzen kuran Sibel’in artık bir çocuğu, terk etmek istemediği bir hayatı var. Cahit ise yola tek başına devam ederek Mersin’e gidiyor.

Burada dikkat çeken şey, değişen koşullarla birlikte kendileriyle yüzleşmiş olmaları. Filmin sonunda Sibel, artık hep kaçtığı o hayatı yaşıyor ve bunu bırakmak istemiyor. Kaybolmuşluk hissi yerini aidiyet duygusuna bırakıyor. Cahit ise sürekli inkar ettiği kendi varlığı ve geçmişiyle yüzleşme cesareti bularak kökeni olan Mersin’e dönüyor.

Eleştiriler

Duvara Karşı, Fatih Akın’ın en güçlü filmlerinden biri. Uyumsuzluk ve düzen, özgürlük ve bağımlılık iç içe geçiyor. Benim en başarılı bulduğum yanı ise kaybolmuşluk hissini ve vazgeçmişliği en iyi şekilde hissettiriyor olması. Benzer duygular yönetmenin filmografisinde zayıf halka olarak görülen Altın Eldiven (Der goldene Handschuh) filminde de karşımıza çıkıyor. Birol Üner ve Sibel Kekilli’nin performansı, filmin ele aldığı duyguları başarılı bir şekilde yansıtabilmesini sağlıyor. Sahne geçişlerinde gördüğümüz Selim Sesler & Orkestra ve arka plandaki İstanbul manzarası filme güzel bir hava katıyor. Final sahnesi, bu hikayenin başka türlü bitemeyeceğini göstererek filmi çok iyi bir şekilde tamamlıyor. Sonuç olarak Duvara Karşı, senaryosu, oyunculukları ve müzikleriyle bıkmadan tekrar tekrar izleyeceğim en sevdiğim filmlerden biri oluyor.

Diğer film incelemelerimize buradan göz atabilirsiniz.

1 thought on “Uyumsuzluk ve Aidiyet : Duvara Karşı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber bültenine abone ol