İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Renkler, Müzik ve Wes Anderson Sineması

1 min read

Sinema dünyasında renk kullanımı deyince aklımıza ilk isim gelen şüphesiz, Wes Anderson. Birlikte Wes Anderson’ın renkli sinema dünyasında bir yolculuğa çıkalım ve beş filmini birlikte inceleyelim. Yazımızı okurken keyifle dinleyebileceğiniz bir Wes Anderson listesi bıraktım, iyi dinlemeler.

https://open.spotify.com/playlist/2jalWoe0ZNlUJzbLG7K0Vn?si=GjXjE-ExTcOJc-7bmLaemw

Wes Anderson 1996’da kısa film olarak çektiği Bottle Rocket filmi ile sinema dünyasına giriş yaptı daha sonra yapımcı James L Brooks’ un ilgisini çekerek, filmi Sundance’e göndererek filmin uzun versiyonuna fon buldular. İkinci filmi Rushmore ile Amerikan Bağımsız sinemasına giriş yapıyor.Rushmore filminden itibaren renk kullanımları, muhteşem müzik seçimleri ve kusursuz simetrik sahneleriyle kendine ait bir dil oluşturuyor. Olumsuz temaları, canlı renklerle mizahi bir dile bürüyor ve The Royal Tenenbaums filminde olduğu gibi, iç karartıcı olabilecek aile dramalarını gülümseyerek seyrediyoruz. Filmografisinden beş filme sırasıyla bakalım.

1) Rushmore (1998)

Wes Anderson's "Rushmore" movie poster" Poster by cwayers | Redbubble

Rushmore; Max , Rosemary ve Herman adlı üç karakter etrafında şekillenen bir lise filmi. Müzik-sahne uyumları ile dikkat çeken bu filmde, yönetmenin kendi çocukluğuna ve Teksas’da geçirdiği lise hayatına dair birçok kesit buluyoruz. Filmde, Bill Murray’ın oynadığı Herman karakteri üzerinden Wes Anderson’ın diğer filmlerinde de olan ebeveyinlik ve aile ilişkilerine dair tematik anlatımı görebiliyoruz. Amerikan gençlik filmlerinin birbirine benzer havasının dışında, farklı bir havaya sahip bu filmde gündelik hayatta yaşanan olaylar mizahi bir dille anlatılıyor.

2)The Darjeeling Limited (2007)

Ölen babalarının ardından Darjelling Limited adlı trenle yolculuğa çıkan, birbirlerine küs üç kardeşin hikayesini anlatan bir yol filmi. Filmin ilk sahnesinde baba (Bill Murray) ve oğlu Peter (Adrien Brody) trene yetişmeye çalışmaktadır. Peter trene yetişir fakat baba yetişemez, tren yaşamı temsil etmektedir. Peter yaşama devam eder fakat baba, sonrasında bir trafik kazasında ölür. Öldüğü sırada yanında Peter olduğu için trene yetişme çabasını Peter ile birlikte görürüz. Peter babası gibi olmaktan korkmaktadır, bozulacağını düşündüğü tüm ilişkilerden kaçar. Francis (Owen Wilson) sürekli otorite sağlamak isteyen, kontrolü asla elden bırakamamak isteyen en büyük kardeştir. En küçük kardeş Jack (Jason Schwartzman) ise ailesi tarafından kabullenilmeyen sevgilisi dolayısıyla depresyona girmiş, sevgilisinin eşyalarını taşıyan bir karakterdir. (Yönetmenin Hotel Chevalier adlı kısa filminde Jack’in geçmişini izlememiz mümkün.)

Birbirinden farklı ve birbirleriyle ilişkileri oldukça kötü olan bu üç kardeşin çıktıkları bu yolculukta başlarına tuhaf bir olay gelir: Bir sabah uyandıklarında tren durur ve yolunu kaybeder. Jack buna “Bir tren nasıl yolunu kaybeder? Sadece raylarda gidiyor.” Buradan hayatın kontrolünün elimizde olmadığını, hayatın planlanamaz akışını görürüz. Trenden inerler, Hindistan’da bilmedikleri bir maceraya atılırlar. Birbirlerine, hayata, insana dair çokça şey öğrenirler. Flmin sonunda çıktıkları dönüş yolculuğunda aralarındaki sıkıntılar giderilmiş, geçmise dair yükleri ardlarında bırakmışlardır.

3) Life Aquatic with Steve Zissou (2004)

”Mocumentary ” Türkçe’ye çevrimiyle ”kurmaca belgesel” türünün, nadir örneklerinden birisi olan bu film Steve Zissou (Bill Murray) adlı okyanus bilimci ve belgeselcinin ;”Team Zissou” adlı belgesel ekibinin, arkadaşının intikamını almak için yeni bir yolculuğa çıkmalarını konu alır. Yolculuk aynı zamanda belgesel film olarak kaydedilmektedir. Steve Zissou baba olmayı hiç sevmeyen bir adamdır fakat oğlu onunla aynı gemidedir. Oğlunu doğduğundan beri hiç görmemiştir. Wes Anderson bu filminde de diğer filmlerinde olduğu gibi (The Royal Tenenbaums,The Darjeling Limited, Fantastic Mr.Fox örnek verilebilir.) aile ilişkilerine dair göndermeler yapar. Baba olmaktan kaçan bir adamın , babalığı kabullenmeye çalışmasıyla bir nevi, yetişkinlik içerisinde büyüme hikayesi görürüz.

4) The Royal Tenenbaums (2001)

”The Royal Tenenbaums” Türkçe çevrimiyle ”Tenenbaum Ailesi” sıradışı Tenanbaum ailesinin hikayesini konu alıyor. Her biri birbirinden yetenekli üç kardeş, anne ve babadan oluşan beş kişilik bu aile babaları Royal Tenenbaum (Gene Hackman)’un aile bireylerine olan tutumları yüzünden aile parçalanır. Üç kardeş de farklı yerlere savrulurlar. Richie (Luke Wilson) başarılı tenis kariyeri; yaşadığı bir olay dolayısıyla mahvolmuştur. Chas ( Ben Stiller) küçük yaşta kendi şirketini kurmuş, karısını kaybetmesiyle birlikte iki çocuğuna bakmak zorunda kalmıştır. Margot (Gwyneth Paltrow) oyun yazarıdır fakat kariyerinde özgür ruhlu kişiliği dolayısıyla pek de başarılı ilerlememektedir. Baba evi terk etmiş, anne ise büyük malikanede tek başına yaşamaktadır. Parasız kalan Royal Tenenbaum altı ay ömrü kaldığı yalanını söyleyerek aileyi tekrar bir araya getirmeye çabalar. Parçalanmış aileyi bir araya getirmek sandığı kadar kolay olmaz. Parçalanmış aile tablosunu beyaz perdeye kanaatimce en iyi şekilde aktaran film olma özelliğini taşıyan The Royal Tenenbaum Wes Anderson sinemasını da anlamak için iyi bir başlangıç.

5)The Grand Budapest Hotel (2014)

Wes Anderson filmografisinin en bilinen filmi olan The Grand Budapest Hotel… Açıkçası listeyi hazırlarken Moonrise Kingdom’u daha az bilinmesi sebebiyle The Grand Budapest Hotel yerine koymayı düşündüm fakat Wes Anderson listesi yapılacaksa bu filmi es geçmek olmazdı.

Film, Stefan Zweıg’ın bir hikayesinden esinlenerek yazılıyor. Film ; yazara ait olduğunu anladığımız büste bırakılan bir rozet ve yanı başında okunan sayfalarla açılıyor. Bu vakitten sonra yazar geçiyor okuyucunun karşısına ve hikayenin yazım sürecini anlatmaya başlıyor.Yaşlı bir kadının, genç sevgilisine bıraktığı mirası ve kadının ailesinin bunu kabullenmemek için oynadığı türlü oyunları konu alan filmde Wes Anderson’un kendine ait hiciv yeteneğini görüyoruz. Tüm filmlerinde olduğu gibi sahne-müzik uyumu ve renkler olağanüstü bir biçimde kullanılmış. Bu sene vizyona girmesi beklenen, pandemi dolayısıyla ertelenen The French Dispatch filmini saymazsak birçok eleştirmene göre filmografisindeki en iyi filmi olma özelliğini hala koruyor.

Moonrise Kingdom (2012), Isle of Dogs (2018) ve Fantastic Mr. Fox (2009) listeye almadığım ama Wes Anderson filmografisinde önemli yere sahip filmler. Moonrise Kingdom sadece müzikleri için bile izlemeye değer bir film. Sinamasının gittikçe yükselişe geçtiğini düşündüğüm Wes Anderson’ın filmlerini, zorlu günlerde yüzünüzde tatlı bir tebessümle izleyebilirsiniz. Şöyle tatlı bir videoyu da buraya bırakıp gidiyorum. İyi seyirler.

2 thoughts on “Renkler, Müzik ve Wes Anderson Sineması

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir