İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Moonrise Kingdom ( 2012 ) Film Eleştirisi

4 min read

Moonrise Kingdom, Wes Anderson’ın dokuzuncu filmi. 2012 yapımı olan Moonrise Kingdom, Anderson’ın kendine has stilini ve çekim tekniklerini yine aktif olarak kullandığı bir komedi. Sürükleyici senaryosu ile de 2013’te En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar’a aday gösterilmiş. Konu ve stil uyumu olarak ise Anderson’ın şu ana kadar çektiği en iyi film olma potansiyelini taşıyor.

Pin by Akane Hibarino on Our World | Moonrise kingdom, Wes anderson, Wes  anderson films
Kara Hayward ve Jared Gilman

Moonrise Kingdom’ın konusu aslında oldukça basit. Baş karakterlerimizden ilki 12 yaşındaki kampçı Sam Shakusky ( Jared Gilman ). Sam yakın zamanda ailesini kaybettiği için, başka bir ailenin yanına evlatlık olarak verilmiş. Öbür kampçılar tarafından tuhaf bulunan sessizliği ve zekası yüzünden de hep dışlanır. Öbür baş karakterimiz ise yine 12 yaşındaki Suzy ( Kara Hayward ). Suzy anne babasını dürbünle gözetlemeyi adet edinmiş, duygularını zor ifade eden bir kız. Kitap okumayı çok sever, öyle ki ikilinin maceraları sırasında Suzy’nin okuduğu kitapların başlıkları dikkatli seyircilere hikayenin gidişatı hakkında küçük ipuçları verir. Bir kilise oyununda tanışan Suzy ve Sam, ( sergilenen oyun yine filmin sonu hakkında zekice yerleştirilmiş ipuçları içerir. ) bir süre mektuplaştıktan sonra bir plan yapar. Plan basittir. Sam’in çizdiği yol haritasını takip ederek kaçmak, beraber bir yaşam kurmak. Sonra da yaşadıkları adanın sessiz bir köşesinde, Moonrise Kingdom olarak adlandırdıkları bölgede günlerini geçirmek. Durumu fark eden yetişkinler ve kampçılar ikiyi aramaya başlar.

Moonrise Kingdom’da Stil ve Konu Uyumu

Peki bu filmi, Wes Anderson’ın öbür filmlerinden farklı, hatta belki de daha başarılı kılan faktör ne? Stil ve mizah olarak her şey yönetmenden daha önce gördüğümüz ögeleri içeriyor. İşte burada devreye konu giriyor. Daha önceki filmlerinde aile dinamikleri, kardeş kavgaları gibi konuları işleyen yönetmen bu sefer merceğine çocukluk dönemi masumiyeti ve aşkını almış.

Anderson ve senaryoyu beraber yazdığı Roman Coppola’nın stilistik diyalogları kuru ve zaman zaman anlaması güç. Öyle ki, karakterler çoğu zaman cümlelerini ifadesiz suratlarla söylemekten kaçınmıyor, duygu dışavurumu az. Duygu yüklü olması gereken hiçbir sahnede karakterler konuşurken yüz ifadeleri değişmiyor. Nasıl hissetiklerini tam olarak anlamamıza hiçbir zaman izin vermiyorlar.  Başka bir filmde absürt olabilecek bu durum, Moonrise Kingdom’da ise hikayenin pekişmesine yardım ediyor. Neden? Çünkü genç aşıklarımız da etraflarındaki dünyayı, kendi ilişkilerini anlamlandırmaya çalışan iki birey. Suzy de Sam de filmin başından beri zaten ebeveynlerle iletişim kurmakta zorlanıyorlar. Arkadaşlarıyla veya kardeşleriyle bile anlaşamıyorlar. Kendilerini ifade etmeye çalışırken sorun yaşıyorlar. Filme onların gözünden baktığımızı varsayarsak seyircinin de karakterlerin duygularını anlamakta zorlanması, hikayeye derinlik katan bir element. Ne zaman ki ikili kaçıp kendi ‘krallıklarını’ kuruyorlar, işte o zaman birbirleriyle daha açıkça konuşmaya başlıyorlar.

Why Is There So Much Britten In 'Moonrise Kingdom'? | Boise State Public  Radio
Ansambl kadroda Bill Murray, Tilda Swinton, Edward Norton ve Frances McDormand gibi başarılı isimler de mevcut.

Set tasarımı, kamera açıları, kullanılan renkler, hepsi alışık olduğumuz durumda. Filmde canlı renkler kullanılmış, set tasarımındaki çoğu detay simetri göz önünde bulundurularak yerleştirilmiş. Hatta Sam’in genç bir kampçı olduğu düşünülerek çoğu sette ağırlıklı olarak haki ile sarı tonları kullanılmış. Anderson’ın stilistik seçimleri bu sefer estetik zevk vermenin ötesine geçmiş, konunun anlatılmasına da katkıda bulunmuş. Her sahnenin masalsı görünüşü, kendi krallıklarına kaçmak isteyen iki çocuğun çevresindekiler tarafından terk etmeye zorlandıkları hayal dünyasını bir yansıması olduğu söylenebilir. Filmin sonunda Tilda Swinton’ın canlandırdığı soğuk Sosyal Servisler Çalışanı ve onun ofisi de bunu kanıtlar nitelikte. Çalışan Sam’i alıp onu bireyselliğinden arındırarak “normal biri” yapmaya kararlı. İsmi bile olmayan bu çalışanın monoton ve bunaltıcı ofisi, Sam ve Suzy’nin rengarenk maceralarıyla tam bir zıtlık halinde. Filminde bireyselliğin önemine de değinmek isteyen Anderson, belirgin stili ile sinema camiasında özgün seslerin de savunucusu olduğunu belirtmek istemiyor mu aslında?

Sonuç olarak Moonrise Kingdom, teknik açıdan olduğu kadar içerik açısından da oldukça başarılı. Anderson’ın bu filmde getirdiği yenilik, görüntü ve konuyu iki farklı başlık olarak ele almak yerine ikisini beraber ele alması. Bu yeni bakış açısından sonuna kadar da faydalanarak başarılı bir filme imza atmış. “Komik anları, herkesin ilgisini çekebilecek konusu ve başarılı oyunculukları ile de Anderson filmlerini izlemeye başlamak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Sevebileceğin benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber bültenine abone ol