İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Magnolia Film Analizi

4 min read
“Geçmişle işimiz bitmiş olabilir, ama geçmişin bizimle işi asla bitmez.” Paul Thomas Anderson’ın üçüncü uzun metraj filmi olan Magnolia birbiriyle kesişen hayatların 24 saatini anlatıyor. Filmin odak noktası sorunlu baba figürlerinin çocuklarıyla olan ilişkisi ve bu ilişkinin iki taraf üzerindeki kaçınılmaz etkileri. Yönetmen bizi farklı karakterlerin birbirine bağlandığı pişmanlıkların ve arayışların hikayesine tanıklık etmeye davet ediyor. Etkisinden çıkamayacağınız Magnolia kesinlikle izlenmesi gereken başyapıtlar arasında. Filmin detaylı incelemesi için link bio’da.

“Yaşam denilen bu büyük oyunda önemli olan ümit edilen ve hak edilen değil, elde edilendir.”

Paul Thomas Anderson’ın 1999 yapımı üçüncü uzun metraj filmi olan Magnolia katman katman açılan bir hikayeye sahip. Karakterler arasındaki ilişkiler kendini hemen ele vermiyor, olay örgüsüyle birlikte çözümleniyor.

Yaptığımız ya da yapmadığımız seçimler sadece bizi değil, etrafımızdakileri de etkiliyor. Geçmişte yapılan hataların kaçınılmaz sonuçları bugünü etkiliyor ve telafi edilemez pişmanlıkları beraberinde getiriyor. Magnolia işte bu pişmanlıkların hikayesi.  

Hikaye bünyesinde birçok karakteri barındırsa da temelde ön plana çıkan altı karakter var : üç baba figürü ve üç çocuk. Gördüğümüz üç baba da farklı yönlerden sorunlu kişilikler ve davranışları çocuklarıyla olan ilişkilerini geri dönülemez şekilde etkiliyor. Yazının geri kalanı filmi henüz izlememiş olanlar için spoiler barındırıyor. Şimdi bu baba figürlerine yakından göz atalım.

“Acıtıyor, değil mi ? Acı çekiyorsun. Annem de acı çekiyordu. Senin aramanı, geri dönmeni bekledi. Ağlamayacağım. Senin için ağlamayacağım.”

İlk göze çarpan baba karakteri kanser hastası eşini ve oğlunu terk etmiş olan ölüm döşeğindeki Earl Partridge (Jason Robards). Çok zor dönemler geçiren oğlu Frank’i (Tom Cruise) yıllar sonra televizyon ekranlarında görüyoruz. Kadınları etkileme üzerine konuşmalar yapan Frank’in geçmişini verdiği röportaj aracılığıyla keşfetme fırsatımız oluyor. Frank geçmişle yüzleşmenin hayatta hiç ilerleme kaydetmemiş olmanın göstergesi olduğunu düşünüyor. Kendisine ailesiyle ve geçmişiyle ilgili sorular yöneltildikçe söylediği yalanlar açığa çıkıyor. Filmin en vurucu sahnelerinden biri Frank’in babasıyla yüzleşirken yaşadığı katarsis. Tom Cruise filmde kariyerinin en etkileyici performanslarından birini sergiliyor

Jimmy Gator (Philip Baker Hall)  yarışma programı sunucusu olarak karşımıza çıkıyor. Kızıyla (Melora Walters)  olan ilişkisi ilk bakışta anlaşılmasa da film ilerledikçe kızına cinsel istismarda bulunduğunu anlıyoruz. Her eylemin kaçınılmaz sonuçları vardır, Claudia da babasıyla olan ilişkisinden oldukça hasar almış bir karakter. Zaman içinde kimsenin kendisini sevemeyeceğine inanmış. Bu durum polis memuru Jim ile aralarında geçen sahnede “Yakında bende bir şeyler görecek ve benden nefret edeceksin” dediğinde net bir şekilde görülüyor.

“Hayır, çocukları meleklerle karıştırmak tehlikeli değildir!”

Mükemmeliyetçi baba figürü  filmde Rick Spector (Michael Bowen) ile hayat buluyor. Oğlu Stanley için yüksek beklentileri var ve bunu gizlemiyor. Babanın hırslı karakteri oğluyla olan ilişkisine yansıyor. Öyle ki Stanley yarışma esnasında, içinde bulunduğu rekabet ortamında tuvalete bile gidemiyor. Babasının beklentisini karşılamadığı noktada ilişkilerindeki tansiyon artıyor.

Şimdi diğer karakterlere göz atalım.

“Gerçekten verecek sevgim var, sadece nereye koyacağımı bilemiyorum.”

Donnie Smith’in (William H. Mary), ailesini film boyunca görmüyoruz. Bir zamanlar Stanley gibi yarışma programına katılmış zeki bir çocuk olan Donnie’nin de ebeveynleriyle ilişkisi problematik. Ailesinin, Donnie’nin parasına el koymuş olduğunu öğreniyoruz. Karşımıza sevmek ve sevilmek isteyen fakat zamanla yalnızlaşmış bir karakter çıkıyor.

“Kulağa saçma geldiğini biliyorum. Bu sanki adamın yıllardır kayıp olan oğluna ulaşmaya çalıştığı bir film sahnesi gibi, bu o sahne.”

Phil Parma, Frank ile babası arasında kilit rolü oynuyor. Karakteri 1997’de Boogie Nights filminde Paul T. Anderson ile çalışmış olan Philip Seymour Hoffman canlandırıyor. Ölüm döşeğindeki Earl, Frank ile yüzleşmek istiyor. Bu noktada Phil arka arkaya telefon konuşmaları yaparak Frank’e ulaşmaya çalışıyor. Earl ile Phil arasında geçen, Earl’ün pişmanlıklarını anlatarak adeta günah çıkardığı sahne oldukça etkileyici.

Hikayenin ana karakterleri ile bağlantılı olan diğer iki karakter ise polis memuru Jim (John C. Reilly) ve Earl ile parası için evlenen ama ilerleyen süreçte ona aşık olan Linda (Julianne Moore)  var. Linda’yı film boyunca vicdanıyla iç hesaplaşma yaşarken izliyoruz.

Babaların günahları çocukların üstüne kalır.”

Filmin doruk noktası kurbağa yağmuru sahnesi. Peki neden gökten kurbağa yağıyor? İncil’in Mısır’dan Çıkış bölümünde Tanrı, halka acı çektiren firavunu cezalandırıyor.  8:2 “Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım.”  Babaların yaptığı hatalar çocuklarla olan ilişkilerine yansıyor, bedelini çocuklar ödüyor. Kurbağa yağmuru bu baba-çocuk ilişkilerinin kırılma yaşadığı nokta. Filmde birçok sahnede 8 ve 2  rakamları geçiyor. Örneğin, hava tahminindeki %82 yağmur olasılığı veya yarışma programının başlamasından hemen önceki sahnede üzerinde “Exodus 8: 2” kelimelerinin yazılı olduğu tabela tutan bir kadın görülmesi gibi. 

Magnolia, senaryosu ve kurgusuyla izleyici etkisi altına almayı başarıyor. Özellikle kurbağa yağmuru kolay kolay akıllardan çıkmayacak bir sahne. Yönetmen verdiği bir röportajda Magnolia’nın yaptığı en iyi film olduğunu ve anlatmak istediği her şeyi bu filmde anlattığını söylüyor. Röportajı merak edenler için linki ekliyorum. Yine Paul Thomas Anderson’a ait The Master filminin tanıtım yazısını buradan okuyabilirsiniz.

.

1 thought on “Magnolia Film Analizi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir