İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

❤️☠️🤖: LOVE DEATH + ROBOTS

4 min read

Netflix’in 2019 yılında hayatımıza giren animasyon serisi Love Death & Robots’un merakla beklenen ikinci sezonu 14 Mayısta izleyici ile buluştu.

Love Death & Robots ilk duyurulduğunda animasyon severlerin dikkatini üzerinde toplamış ve hatrı sayılır bir merak uyandırmıştı. Zira Deadpool’dan tanıdığımız Tim Miller ve ünlü yönetmen David Fincher serinin yapımcılığını üstlenmişlerdi. Bu ikilinin birlikte çalıştığı Spider Man: into the Spider-Verse filmi de animasyon severlerin genel olarak başarılı bulduğu bir projeydi.

Serinin bir antoloji olarak tasarlanması, yani bölümlerin hikayelerinin birbirini takip etmemesi ve her bir bölümün bağımsız bir konuyu işlemesi, Netflix’in çok da tercih etmediği bir seçenek. Ancak bu Love Death & Robots’un bilim-kurgudan fantastiğe, korku ve gerilimden komediye uzanan geniş bir skalada bölümler sunmasını sağlayan bir artı olarak karşımıza çıkıyor. Böylece toplamda 26 bölümden oluşan bir animasyon serisi bizlerin beğenisine sunuluyor.

18 Bölümlük Bir Ziyafet

Serinin 18 bölümlük ilk sezonu her biri birbirinden güzel 18 bölüme ev sahipliği yapıyor. bu bölümlerden “the witness”, “beyond the aquila rift” gibi bazıları çok başarılı ve farklı tarzlarda animasyon teknikleri ile dikkat çekiyor. “Zima’s Blue” ve “good hunting” gibi bölümleri ise etkileyici hikâyeleri ile bizleri bambaşka dünyalara sürüklüyor. bunların yanı sıra “three robots” ve “when the yoghurt took over” gibi bölümler ise karanlık ama eğlenceli atmosferleri ile ön plana çıkıyor.

3 farklı dalda Creative Emmy Ödülü kazanan “The Witness” Love Death & Robots’un sezonun en göze çarpan bölümlerinden biri

İlk sezonun bir çok bölümünün atmosfer oluşturmadaki başarısı belki de Love Death & Robots’u diğer animasyon serilerinden ayıran en büyük özellik. Her bir bölüm izleyicinin ağzında Black Mirror-vari unutulmaz bir tat bırakıyor. Tüm bölümler serinin ismiyle müsemma temaları etrafında dolansa da her biri birbirine yakınsamaksızın kendi hikayesini kendi tarzıyla izleyiciye aktarıyor. Bu çeşitliliğin oluşmasındaki en büyük etken ise serinin bir çok bölümünün farklı animasyon stüdyoları ve farklı kreatif ekiplerin liderliğinde ortaya çıkmış olması. Böylece hem animasyon teknikleri hem de tarz çeşitliliği ile seri bir çok farklı beğeni kriterine sahip geniş bir izleyici kitlesine hitap ediyor ve herkesin favori bölümünün farklı olmasını sağlıyor.

Serinin ilginç bir özelliği ise Netflix kullanıcılarının her birine bölümlerin aynı sırayla izletilmemiş olması. Serinin ilk sezonunun 4 farklı bölüm sıralaması var ve her bir Netflix kullanıcısı bu 4 sıradan birisi içerisinde bölümleri seyretmiş.

8 Bölümlük Bir Atıştırmalık

Bu kadar başarılı ve beğenilen bir ilk sezon sonrası Love Death & Robots’un ikinci sezonu için beklentiler oldukça yüksekti. İlk sezonun ardından uzun bir sürenin geçmesi de bu beklentiyi arttırmıştı. İki yıllık bir bekleyişin ardından 14 Mayısta seri sekiz bölümden oluşan bir ikinci sezonla tekrardan izleyicinin karşısına çıktı.

İlk sezonun başarısının yanında ikinci sezonun genel olarak izleyicinin beklentisini karşılamadığını söyleyebiliriz. 8 bölümün tamamında animasyon kalitesi ve tekniği, hikaye akışı gibi unsurlar için genel olarak başarılı. Ancak ilk sezondaki gibi bölümün bitmesi ardında izleyicinin ağzında bir süre daha bir tat bırakmayan bölümler maalesef ikinci sezonun zayıf noktası.

“Ice” animasyonlarda pek alışık olmadığımız çizimleri ile Love Death & Robots’un ikinci sezonun dikkat çeken bölümlerinden birisi

“Ice” farklı çizimleri, başarılı animasyon tekniği ile ön plana çıkıyor ancak görece eski bir hikayeyi bilindik temalar çerçevesinde ele alıyor. Buna rağmen etkileyici bir atmosfer yarattığını söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra “the drowned giant” ise oldukça yaratıcı ve ilgi çekici bir hikayeyi ele almasına rağmen görece zayıf ve göze batan animasyonları nedeniyle etkileyiciliğini bir miktar kaybediyor. “the tall grass” ise tek bir özelliği ile ile ön plana çıkmayan ama genel anlamda sezonun en başarılı bölümlerinden birisi olabilir.

Serinin ikinci sezonunda ilk sezona oranla en dikkat çekici özelliği ise yapımcıların yaratıcılık anlamında zorlandıklarını hissediyor oluşumuz. Kreatif ekibin konu bulmada zorlandığını ve ilk sezondakiler ile oldukça benzer hikayeler etrafında dolandıklarını fark edebiliyoruz. Bu durum ilk sezonun etkileyiciliğ karşısında ikinci sezonun sıradanlaşmasına neden oluyor. “authomated customer service” ile “life hutch” bölümlerinin odak noktası farklı dahi olsa çok benzer örüntüye sahip oluşu bunun bir örneği. Ancak yine de Love Death & Robots animasyon dünyasında şiddet, korku ve gerilim ögeleri içeren, karanlık temalar etrafında dolanan yapısıyla büyüklere hitap eden R-rated bir animasyon olarak izlemeye değer.

Sitemizdeki diğer dizi eleştirilerini buradan görebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir