İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

İNSANLAR İKİYE AYRILIR – KORKUYORUM ANNE FİLM İNCELEMESİ

4 min read

“Neriman Teyze köpekler bizi içimizde kemik var diye mi ısırıyor?”

“Hayır, içimizde kalp yok diye ısırıyor”

Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Reha Erdem’in sıradışı anlatım tarzıyla çektiği “Korkuyorum Anne”; bir kaza sonucu hafızasını yitiren Ali’nin öyküsünü anlatıyor. Ali ve çevresindekilerin dönüşümünü görürken içinde bulunduğumuz toplumun anlayış tarzını da izlediğimiz filmin kurgusu ise alışılmışın dışında. Filmin açılışı; “İnsanlar ikiye ayrılır” sözü ile başlayıp “ince belliler – kalın belliler” , “sünnet olanlar – olmayanlar” , “sevdiklerine verdiği hediyeleri geri isteyenler- istemeyenler” tarzı zıt cümlelerle devam eder. Aslında bu kimlerin, kimleri neye göre sınıflandırıldığını anlatan ve karakterlere göz kırpan bir anlatım tarzıdır.

Araba kazası sonucu hafızasını kaybeden taksici Ali, bir kuyumcu soygunuyla da suçlanmaktadır. Polis ve çevresindeki birkaç kişi, paraları alıp hafıza kaybı numarası yaptığı ihtimali üzerinde de durmaktadır. Ali bu süreçte apartman sakinlerini hatırlamaya çalışırken seyirci de doğal olarak karakterler hakkında bilgi edinmiş olur. Komşuları olan İpek’i hatırlayıp babasını hatırlamaması, babası Rasih’i de kızdırmaktadır. Bu arada dul bir hamile olan İpek’e ; apartmandaki terzi Neriman’ın oğlu Keten’in aşık olması ise yan hikayeyi oluşturmaktadır. Hatta Neriman’ın alerjisi olduğu köpeğinden kurtulmak için mahallenin kasabıyla yaşadığı olaylar ve İpek’in evine taşınan güzel kiracı Ümit’in sınava hazırlanışı da ana hikaye ve verilmek istenen mesaja hizmet etmektedir.

Filmin isminden de anlaşılacağı gibi korkularımızda ilk aklımıza gelen ve koştuğumuz kişidir “Anne”. Bizim de çocukluğumuzdan beri yaşadığımız korkular sadece Ali’nin değil, tüm karakterlerin üzerinden anlatılarak ana tema oluşturuluyor. Ali’nin çevresindekilerinin yaşadıkları, tedavi sürecine de yansıyor. Özellikle Keten’in, İpek’in aşkına giden yolda bu hafıza kaybını kullanması daha sonraları karışıklıklara yol açacaktır. Terzi olan annesi Neriman’ın ise bu aşkı onaylamayıp tabiri caizse dikiş tutmasına izin vermemesiyle oluşturulan ironik anlatımı da unutmamak gerek. Bununla birlikte köpekten kurtulma olayı ve yeni kiracı Ümit’in sınavlara hazırlanışı da yan tema olan kadınların yaşadıkları zorlukları anlatır. 

Yönetmen aslında içinde bulunduğumuz toplumu bizlere izletiyor. Ayrı ayrı korkuları ve arzuları olan insanlarla sevgi, saygı ve dostluk kavramlarını ele almamızı sağlıyor. Her ne kadar ayrı korkuları olsalar da bir deprem nedeniyle korkup birlik içinde masanın altına beraber saklanıyorlar. Daha sonra normal hayatlarındaki karmaşıklığa dönüyorlar. Gerçek hayatımızdaki gibi bir döngüdür bu aslında. Bunu sağlayan da gereksiz yere değer verip anlamlar yükleyen bizleriz.

Filmin son sahnesinde ise tüm apartman sakinleri huzuru temsil eden piknik alanındadırlar. Neriman, oğlu Keten’in İpek’e olan aşkı için yaptığı ve ona göre yanlış gelen davranışı öğrenir. Oğlunun hiç kimsenin bilmediği sırrını herkesin içinde söyleyerek onu aşağılar. Keten ise dönüşüm ve gururu sebebiyle deniz kenarındaki yüksek bir kayaya tırmanır. Bunu gören annesi ise ağlamaya ve özür dilemeye  başlar. Herkesin korkudan bir şey yapamadığı sırada Ali de kayaya tırmanıp Keten ile birlikte ufka bakarlar. Burada aslında iki erkeğin gücünü ve kararlılığını kanıtlama çabası yatmaktadır.

Filmin genel kurgusu ise geçişler ve kamera açıları ile seyirciyi içerde tutmayı başarmış. Ali’nin yatakta yatarken kollarını ve bacaklarını hareket ettirmesi, sürekli yatıp kalkması sahnesinde; arka planda hareketlerinin ritmine göre çalan şarkı ile eğlenceli bir hal almış. Neriman’ın hapşırık krizinde ise peş peşe konulan farklı hapşırık görüntüleri ve ardından Ali’nin tedavi gördüğü hastanedeki polisin hapşırığı ile sahne geçişi sağlanmış. İlk sahnedeki; yerde yaralı yatan Ali’nin ve duman çıkan araba görüntülerinin olayı sade ve direkt bir şekilde anlatma becerisinden de bahsetmeden olmaz.

Filmdeki tüm ayrıntı ve çözümlemeleri anlatmak istemiyorum. 6 dalda ödüllü, Köksal Engür, Ali Düşenkalkar, Işıl Yücesoy, Şenay Gürler gibi muazzam bir oyuncu kadrosuna sahip bu hüzünlü ama tebessüm ettiren filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. 

Kim hayatının nasıl göründüğünü dışarıdan izlemek istemez ki !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.