İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

In the Name of the Father – Gerçeğin Bir Yüzü: Baba

6 min read

In the name of the father

Hayat bazılarına gerçekten daha iyi davranıyor. Hayatın tavırlarından peşimize düşeni taşıyoruz, bir eksik Sisifos, biz düz yola tırmanıyoruz. Aç çocuklar gibi, arada durup beti benzine bakıyoruz hayatın. “Doymadım”.

In the Name of the Father filminin baş karakteri Gerry bizden biri.  Gerry bir tür neşe. Gerry bir tür çocuk. Diliyle yaşar hayatı ve arada iğnesini geçirmeden edemez. Gerry Sisifos olmayı seçmez. Nedenlerin silsilesine kapılır. Düştüğü sis perdesini diliyle dağıtamaz. Ne de babası elleriyle. Yine bir başka “neden”, azimli avukat “Gareth” insancıklarla savaşır, neden nedeni söker, “on beş yılda”.

İşte Gerry Conlon bir gün göğe bakar, ve ilk defa gerçekten gök de ona bakar. O zamana kadar, sırtında taşıdığı kudreti nereye çalar, bu yazının konusu değil.

Aşağıda konusuna daldığım film, gerçek birkaç hayattan “uyarlanmış.” Ağır bir film, unutmak zorunda olduklarımızı önümüze seriyor. Kötücül nedenler, insancıklar var, kimi zaman film de önyargıyı bize sunuyor. Yalancının utanmaz ince dudaklarına  yakınlaşıyoruz, umursamaz  gözler, aradığımız umudu gözleriyle çiğner gibi geliyor. Bir parçası olmadan edemiyoruz bu hayatın. Ekran kapanınca, gitmediğini biliyoruz gördüklerimizin. Hayat, yer gök değil deliliğimizin nesnesi, işte orada bir yerlerde, şaşaalı fincanlarda, bir güzel kahve (daha) içiyor, ve içecek. Gerry’e olduğu gibi, bu gibi anlarda bize de tüm dualar bir “mırmır” gibi geliyor. En azından trenler bir yerlere gidiyor.

Gerry’e gelince, Gerry bir dalgadır. O sırada İrlanda da dalgalanmaktadır (70’li yıllar). Bazı dalgalar can kırıklarını İngiltere’ye de savurmaktadır. Ira her yerde ve halk da mütemadiyen arkasındadır. Ön cephede ise İngiliz askerleri safları tutmaktadır. Gerry, Belfast’ın bir köşesinde, kendi dalgasını geçmekte, binalardan metal parçaları çalmaktadır. O sadece hayattan çalmaktadır. Ama bir hareketi daha IRA’yı tehlikeye düşürünce, başına bir şey gelmese de, ailesiyle Jerry’nin burada yaşayamayacağına karar verirler. Ama “orada” da yaşayamayacaktır Gerry.  Ailesinin önerdiği üzere teyzesinin yanında değil, arkadaşının vasıtasıyla bir hippi komün evinde kalır. Komün hayatı, her şeyi başlatan olmasına rağmen, kısa geçilir filmde. Belki de her şeyin ilk nedeni izleyiciler gözünde bastırılarak vurgulanmak istenmiştir. O sırada Londra’da IRA ile ilişkilendirilen bombalar patlamaktadır. Gerry komündeki kızlardan biriyle hemen yakınlaşır. Bu öyle doğallıkla  olur ve öyle önemsiz  gösterilir ki. Ama bundan rahatsızlık duyan İngiliz komün üyelerinden biri kabağı  Gerry’nin başında patlatacaktır. Tatlı yiyip, tatlı konuşacakken, Gerry ve  arkadaşı bu kişiyle tartışma sonucu evden ayrılır. Olağan  bir  günün gecesidir. “Bir şey olmaz, parkta yatarız” der Gerry. Gerçekten parka giderler ve evsiz Charlie  Burke’un ilk işgal hakkını kullandığı bankın bir ucuna da onlar gücenmeden sığınır. Bu arada fazla tesadüfi bir şey olur. Gerry ve arkadaşı yolda yürürken, hayat hamlesini yapar. Bir cüzdan düşer önlerine. Köprüyü geçmeden önce son şans parçası. Parayı  alır,  kadının  eine girer, dalgaını geçer, daha çok parayla çıkar Gerry. Sonrasında filmde bu durum şöyle geçer, “bir fahişeden çalmıştır” sonrasında konuştuklarında, yeter ki onursuz olmasın aşk demeyecektir babası buna,  babasının, etiğin gözünde mahkum olur daha kendi içinde Gerry, ama başka bir “suçun”, olmayan, cezasını çekecektir.

Gerry bu parayla edindiği abartılı kıyafetleriyle evine döner. Baba evinde etrafa saçar paraları. Bu para Gerry’nin babasıyla el sıkışma çabasıdır. Boyunun ölçüşmeyeceğini bilir (kendisini çoktan mahkûm etmiştir) utancını bir kutuya koyar, çıkar üstüne: “işte buradayım baba”.

Terör olayları nedeniyle, tutuklanır Gerry. Babası peşinden ayrılmayacaktır. Babasıyla aynı hücreye düştüğünde şöyle der Gerry, “neden hatalarımda hep peşimdesin de iyi bir şey yaptığımda böyle değil. Sevgiyle bakma bana der, sert bir tokat at da babam olduğunu anlayayım”. Gerry ile babasının ilişkisi incelemeye değer, kabul etmeyi reddettiği değerlerle yargılanmayı yine de kabul eder Gerry, çünkü babasını daha doğuştan kabul etmiştir ve içgüdüsel olarak tamamen kabul edilmek ister. Ama bir ölçüde eksik kalır hep, bir nevi “adam olamaz”. İçgüdünün son tokadı ve bir değerler çatışması.  Al boşluğumu koy boşluğun üstüne…

7 gün 7 gece sorgulanır Gerry, sonunda itirafını da (asılsız) babasına adar. Babasını öldürmekle tehdit eden müfettiş, direncini kırar.  Baba da tutuklanır ve hala ve bilumum arkadaş. Fol yok, yumurta yok. Birkaç kuru kelime, birkaç korkaklık, birkaç, bundan sonra “hayat sahibi”. Boşluğu, ağırlığı çekerler çürük dişlerinin arasında, Gerry ve babası da sürünür, hayatça. Yani çok kolay olur bu suçlamalar. Öyle gösterilir ki bize, hiçbir şey eksilmez onlardan. Yaza giren kış gibi, sunarlar yalanlarını, işte burada, gerçek bir kelime bile eksilmez dağarcıklarından. Birkaç hayat eksilir ama orada, bir yılın birkaç nefesi. 

Uzunca Gerry’nin babasıyla hapishane hayatını seyre dalarız. Öyle acıklı değildir illa, hatta kimi zaman, bu da bir hayat, dedirtir. Her hayat seçilmez neticede.

Bu da bir hayat, birkaç gülücük, duygu selleri, birkaç parça özgürlük, bunları kabul eder Gerry,  tırnağının ucuyla da olsa, izleyicinin ettiği gibi, biz seyre dalarız bir hayatı.

Bu sürece daha ayrıntılı değinmeyeceğim, Gerry göğe çevirebilene dek gözlerini, bir baba geçer hayatından, bir hayat boyu görülmeye çalıştığı gözlerde, sevgi bulur ama saygıyı bulamaz sonunda yine. Baba, Guiseppe, çok ilginç bir figür. Pür inancı, kendi sütüyle ayakta kalan çiçekler-vari bir umudu temsil etti bende. Omuzları hafif çöküktür, dik duramaz Gerry’e göre, baş kaldırmamıştır hayata hiç. Ama uzunlamasına dik durmuştur Baba, hayatlamasına. Umut denen o direği omuzlarında taşıdığı için buruktur. Büyük şeyler istemez, sırtında taşıdığı umudu eline almak ister. Karısının ellerini tutar her gece rüyasında. Sonuna kadar direnir de, o başını kaldıramaz.

Gerry bir başka dik durur, eğile eğile kalkar. Bir tek kendine inanır da; hayat ona inanmaz.  Yüreğinden alır korunu. Arada yanar o yüzden. Koşar Gerry, babası ayaklarını bir başka geleceğe basarak yürümeyi tercih eder, bir yerde ayrılır  yolları. 

Babasının beslediği o yaşlı umudun semeresi, Gerry’nin ellerinde kalır. Gerry göğe bakar, babasına bakar, ön kapıdan geri döner hayata bu sefer, hayat da ona bakar. 

Diğer film eleştirilerimize buradan ulaşabilirsiniz.

In the name of the father In the name of the father In the name of the father

Sevebileceğin benzer yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber bültenine abone ol