İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Antonioni’nin İletişimsizlik Üçlemesi Analizi

13 min read

Michelangelo Antonioni ve İletişimsizlik Üçlemesi ‘nin devamı niteliğindeki olan bu yazıda Antonioni’nin İletişimsizlik Üçlemesi filmlerini hem ayrı ayrı ve hem de ortak özelliklerini inceleyeceğiz.

L’AVVENTURA (1960)

İletişimsizlik Üçlemesi ‘nin ilk filmi olan L’Avventura’da Anna (Lea Massari), erkek arkadaşı Sandro (Gabriele Ferzetti) ve aralarında en yakın arkadaşı Claudia (Monica Vitti)’nın da bulunduğu bir grup arkadaşıyla Sicilya’nın kuzeyindeki Eolie Adaları‘nda bir gemi turuna çıkar. Seyahat boyunca Anna ile Sandro kavgalıdırlar: Anna bu uzak mesafe ilişkisini daha fazla devam ettirmek istememektedir, Sandro ise sorun yokmuş gibi davranmakta ısrar eder. Sandro sürekli arayı yapmaya çalışır, ama Anna’ın sorunlarını dinlemekten, ona sahici cevaplar vermekten kaçınır. Sonunda yanaşmak için çorak adalardan birini seçen karakterler karaya çıktıklarında Anna, Sandro’dan uzaklaşmak ister ve ortadan kaybolur. Arkadaşlar tekneye döndüklerinde Anna’yı yanlarında bulamazlar. Kimse onun nereye gittiğini bilmiyordur. Yanaştıkları kayalıkları, adanın içlerini, tepelerin ardını ararlar ama onu hiçbir yerde bulamazlar. Sandro ve Claudia tüm gün Anna’yı ararlar, geceyi de adadaki bir balıkçı barınağında geçirirler. Ertesi gün arama ekipleri ve Anna’nın Sandro’ya hiç güvenmeyen babası da adaya gelir, gün boyu adada ve etrafında kayıp genç kadını ararlar. Ama hiçbir iz bulamazlar. İki günün sonunda artık yapacakları hiçbir şey kalmayan arkadaşlar, Sicilya’ya dönerler ve tatillerine kaldıkları yerden devam ederler. Sandro, Anna’nın yokluğunu fırsat bilip Claudia’ya yaklaşır, reddedilince de bir görev bilinciyle hareket edercesine Anna’yı aramaya devam eder. Genç bir kadının Eolie Adaları’nda kaybolduğu haberi Sicilya’ya yayılmıştır, civardaki insanlar Sandro’ya Anna’nın nereye gitmiş olabileceğine dair ipuçları verirler. Sandro da cazibesine kapıldığı Claudia’nın peşinden gitmekle Anna’yı aramak arasında bocalar.En sonunda Anna’yı arama faaliyetine Claudia’yı da katar. İkili kasaba kasaba gezerek Anna’yı ararlar. Bu sonuçsuz çabalama bir zaman sonra anlamını yitirmeye; sevgi, sadakat, bağlılık gibi kavramların içi yavaş yavaş boşalmaya başlar. Hayatlarında önemli bir yer işgal etmiş olan bu insan bir anda ortadan kaybolmuştur ve başta onu bulup geri getirmek hayati öneme sahipmiş gibi görünürken zamanla kof, boşuna bir uğraş haline gelir. Üstüne üstlük çapkın Sandro’yla tatile sevgilisiz gelen tek kişi Claudia arasında bir aşk filizlenmeye başlar. Dışarıdan birleştirici bir güç işlevi gören sevilen birini kaybetmiş olma hissinin, özünde tensel arzularına teslim olmaları için kolladıkları bir fırsat olduğunu görürüz. Sandro Anna’yı yalnızca araması yakışık alacağı için arar. Claudia ise arkadaşına ihanet etmenin pişmanlığını duyar duymasına, ama onu asıl korkutan Sandro’nun Anna’yı bu kadar hızlı unutmasıdır. Sandro’nun ona, hiçbir şey olmamış, daha evvelsi gün sevgilisini ıssız bir adada kaybetmemiş gibi davranması, Anna’yı onunla bir günde ikame edebilmesi Claudia’nın canını belki de arkadaşına ihanet etmekten daha çok yakar. Film ilerledikçe ikilinin Anna’yı arayışları basit bir göreve, aşina oldukları gündelik bir işe benzemeye başlar. Sevilen birinin ortadan kaybolması trajedisi, Sandro ile Claudia ikilisinin yaşadıkları aşk serüveni için bir arka plana dönüşür. Anna’nın kayboluşunun, yahut daha da öte, bir kişi olarak Anna’nın bir anlamı kalmamıştır artık. Artık serüven Anna’nın kayboluşu değil, Sandro ile Claudia’nın ilişkisidir.

LA NOTTE (1961)

İletişimsizlik Üçlemesi ‘nin ikinci filmi La Notte, ünlü bir yazar olan Giovanni (Marcello Mastroianni) ile eşi Lidia’nın (Jeanne Moreau) tüm bir gününü anlatır. Film, çiftin Milano’daki bir hastanede ölüm döşeğindeki Tomasso’yu ziyaretiyle başlar. Giovanni, Lidia’ya nazaran Tomasso’yla daha ilgili görünür. Ne de olsa ikisi de yazardırlar ve arkadaşı ona son dileklerini iletmektedir. Ölmekte olan bir arkadaşın yarattığı trajediyi soğuk karşılayan Lidia hava almak için dışarı çıktığında aslında bu olaydan etkilendiğini ve ne kadar savunmasız olduğunu görürüz. Arkadaşıyla “olması gerektiği gibi” ilgilenen iyi arkadaş Giovanni ise hastanın odasından çıkar çıkmaz ufak bir kaçamak yapmaktan kendini alıkoyamayacaktır. İşte Lidia ve Giovanni’nin zıt kişiliklerinin bu gerilimi, filmin omurgasını oluşturur. Lidia ifadesiz ve soğuk durur, Giovanni’ye ve yaptıklarına karşı tavrı görünürde hep umursamazcadır. Ama gerçekte bunlarla nasıl başedeceğini bilemez. Sürekli bir huzursuzluk içinde gündüz şehirin varoşlarında akşamsa davet edildikleri evde avare ve kopuk dolaşır. Giovanni ise tam tersine, her konu hakkında hislerini ve düşüncelerini belirten, açık ve özgüvenli biri imajını çizer. Lidia’yla ilişkilerinde hiçbir sorun yokmuş gibi davranır. Ne var ki o da olanların farkındadır; karşısındakinin düşüncelerinin, ıstıraplarının, kıskançlıklarının tamamiyle bilincindedir. Lidia dahil herkese sahte bir anlayışlılıkla, ölçülü ve ikiyüzlü bir içtenlikle yaklaşır. Ama yazarlığından ve anlık arzularından başka hiçbir şeyi önemsemez. Lidia onu kovaladıkça, söyleyemediklerini tavırlarıyla umutsuzca belli etmeye çalıştıkça Giovanni ondan kaçar, gözüne ilk çarpan kadını Lidia’dan daha fazla ilgiye layık görür. Lidia’nın durgunluğu onu boğmamaktadır; hareketli, dalgalı kişiliklere sahip kadınlarsa ona daha cazip görünürler. Film boyunca Giovanni aradığını Lidia dışındaki insanlarda bulmaya çalışır, Lidia ise tüm hareketlerini Giovanni’ninkilere bir tepki niteliğinde geliştirir. Ondan istediklerini elde edemez, ama başkalarına da gidemez çünkü arzularının kıblesi şaşmaz bir şekilde hep Giovanni’dir. İkilinin gece gündüz süren gerilimi, sabaha karşı ikisinin de pes edip bu kovalamacaya bir son vermesiyle çözülür. Ama artık çok yıpranmışlardır. Geriye dönüş yok gibidir.

L’ECLISSE (1962)

İletişimsizlik Üçlemesi ‘nin son filminde, sabaha karşı çıkmazdaki bir ilişkiyi sonlandıran Vittoria (Monica Vitti), Roma’nın yeni inşa edilen semtlerinden birindeki evine döner. Ölü bir ilişkiyi bitirmiştir ama üzerinden bir yük kalkmış gibi hissedemez. İçindeki sıkıntı ve amaçsızlık baki kalmıştır, onu takip etmeye devam eder. Çareyi annesiyle konuşmakta bulur, içini ona dökerek belki de donuk ve sıkıcı dünyasından kurtulmak ister. Annesini Roma Borsa’sında bulmaya gider ama borsa bağımlısı annesi Vittoria’yla ilgilenmez. Vittoria, ilgisizliğe ve yalnızlığa terk edilmiştir. Kendisi gibi üst gelir düzeyinden arkadaşlarıyla bir süreliğine dikkatini dağıtır, eğlenir. Arkadaşının anlattığı Afrika hikayeleriyle kısa bir süre için başka dünyalara gider ama bu teselli de ani kesintilere uğrar. İçindeki onulmaz boşluğu ne ayrılıkla doldurabilmiştir ne de çevresindekilerle. Vittoria’nın peşinde koşan borsa simsarı Piero (Alain Delon) ise yakışıklı ve zengin bir gençtir. Hızlı bir hayatı vardır, öğlen yemek yemeye bile vakti yoktur. İş bitirici, hırslı ve gözü yükseklerdedir. Hayat onun için kazanmak ve kaybetmekten ibarettir. Her şey çok nettir gözünde, hayatının özü bellidir. Vittoria’nın tersine amaçları nettir: kazanmak. Aynı para kazanır gibi, Vittoria’yı da kazanmak istemektedir. Onu güzel, herkesin istediği bir genç kadın olduğu için istemektedir. Onun düşüncelerine, sorgulamalarına, açmazlarına tamamiyle yabancıdır. Kötü niyetli ya da duyarsız değildir belki, ama derinlikten yoksundur ve Vittoria’yı anlamaktan acizdir. Yine de onun peşinden azimle koşar, hiç pes etmez. Kazanılacak bir yarış gibidir onu elde etmek. O kadar odaklanır ki hedefine, arabasının çalınması, sonrasında da gölün dibini boylaması umurunda olmaz. Yenisini alabilecektir nasıl olsa. Paranın, daha doğrusu bir uğraş olarak para kazanmanın bir anlamı kalmamıştır onun için. Artık başka bir kulvarda yarışmak, bir insanı kazanmak ister. Film boyunca Roma’nın bir merkezinde, bir dış mahallerinde ikilinin birbirine taban tabana zıt hayatlarını ve bu hayatların ara ara kesişmelerini izleriz. Yaşadıkları mekanlar gibi karakterler de yan yana eğreti dururlar. Yan yana olsalar da bir arada olamazlar bir türlü, başka boyutlara gezinirler. Piero erişmeyi istediği basit hedefin bu kadar karmaşık olmasını kabullenemez, onu anlayamaz. Onu anlayabilecek kapasiteden yoksundur, istediği de böyle bir şey değildir zaten. Vittoria ise hala aynı boşlukta süzülmektedir. Birkaç gün önce sabahın erken saatlerinde ilişkisini bitirdiği yerdedir hala. Yaşadığı bomboş semt gibi donuk, durgun ve yabancıdır.

ORTAK ÖZELLİKLER

I – Çapkın Adamlar Dertli Kadınlar

İletişimsizlik Üçlemesi Kadın-Erkek İlişkileri
L’Eclisse

İletişimsizlik Üçlemesi ‘nde ana karakterler, üst orta sınıftan varlıklı burjuvalardır. Erkek karakterler çapkın ve sadakatsizdirler; L’Avventura‘da Sandro sevgilisinin kaybolmasını umursamaz, onun en yakın arkadaşının peşinden koşmaya başlar. Bir başka kadın gördüğündeyse hedefini değiştiriverir, hovardalığının sonu gelmez. La Notte‘deki Giovanni ise Lidia’dan ve ilişkilerinden sıkılmıştır. İlk fırsatta başkalarıyla bir şeyler yaşamaya hazırdır. O kişi hastaneye kapatılmış bir akıl hastası olsa dahi Lidia’da bulamadıklarını onda arayabilir. L’Eclisse‘deki borsa simsarı Piero belki sadakatsiz değildir ama kesinlikle çapkındır ve Vittoria onun için bir başka zaferden ibarettir. Onu elde etmek için duyduğu istek, iş yerindeki hırsından farksızdır. Vittoria’nın çıkmazlarını anlamak şöyle dursun, onu cinsel bir nesneden öte göremez.
Kadın karakterlerse ilişkilerinde bir açmazın ortasında bulurlar kendilerini. L’Avventura’da Anna uzak ilişkisinden bıkmıştır, sahiciliğini yitirdiğini düşünmektedir. Claudia da ahlaki bir ikilemle karşı karşıyadır. Arkadaşına olan sadakatiyle Sandro’nun cazibesi arasında bocalar. Pişmanlıkla güvensizlik kol kola ilerleyip Claudia’nın ruhunu ele geçirir. La Notte’deki Lidia sadakatsiz ve umursamaz Giovanni’ye kırgındır, ama ondan bir türlü kopamaz. Yaptığı her şey onun hareketlerine bir misillemedir. Kendine yeniden saygı duyabilmesi için başkalarının ilgisi asla işe yaramaz. Aklı hep, uysal tavırlarıyla ilgisizliğini gizleyen Giovanni’dedir. L’Eclisse’nin açılış sahnesindeyse Vittoria, sabahın çok erken saatlerinde yürümeyen bir ilişkiyi bitirir. Ama ilerleyen günlerde kendini Piero ile, yürümeyen bir başka ilişkinin içinde bulacaktır. Annesiyle ilişkisi de aynı şekilde çıkmazdadır, onda da aradığını bulamaz.

II – Mekan ve Mimari

İletişimsizlik Üçlemesi Mimari
L’Eclisse

Antonioni, İletişimsizlik Üçlemesi ile bize geniş bir lokasyon yelpazesi sunar. Filmleri çok mekanlıdır, ve açık alanlarla kapalı mekanlar arasında mekik dokuyan, yavaş tempolu da olsa sürekli bir ritm vardır. Karakterler mekanlar arasında süzüldükçe çoğu zaman kamera da onlara eşlik eder. Onları manalı bir kompozisyonun içinde konumlandırana kadar takip eder, yönetmenin istediği kurguyu yakaladığında da sabitlenir: karakter, onun duygu durumu ve içinde bulunduğu peyzaj, bir tabloya dönüşür ve artık bize bir şeyler söylemek istemektedir.
Üçleme boyunca artarak ön plana çıkan mekansal öğelerden biri modernist yapılardır. Yeni inşa edilen banliyö semtleri, toplu konutlar, modernist kentsel mekanlar… L’Avventura’da Sandro ile Claudia, Sicilya boyunca Anna’nın izini sürerlerken Noto şehri yakınlarında bir köye varırlar. Köyün kilisesi dahil tüm binaları yepyenidir, ama etrafta hiç kimse yoktur. Köy bomboştur, adeta bir hayalet şehirdir. İtalyan hükumetinin 50’lerde başlattığı bir kalkınma projesi olan Cassa del Mezzogiorno (Güney Fonu) bünyesinde inşa ettiği ve yarım kalmış, işlevsiz, kullanılmayan yapılardan biridir bu küçük köy. İtalyan halkı hiçliğin ortasında yükselen bu yapılara Cattedrali nel Deserto “Çöldeki Katedraller” adını yakıştırmıştır.

Antonioni’nin bu hayalet kasabada çektiği, Giorgio De Chirico‘nun kompozisyonlarına da benzetilen sahnelerle başlattığı bu mimari dil, sonraki filmlerinde de tekrar edeceği ve geliştireceği bir unsur haline gelir.

Piazza d’Italia (1913), Giorgio de Chirico

Serinin ikinci filmi La Notte, Milano’daki bir gökdelenin camları boyunca şehrin yansımasını takip eden kamerayla açılır. Açılış boyunca kamera, şehri ve yansımasını yukarıdan aşağı süzer. Ana karakterler Giovanni ve Lidia, Milano’nun yeni kısmında yüksek katlı bir apartmanda otururlar. Film boyunca şehrin, yeni binaların parlak cam cepheleri üzerinde yansıdığını, modern yapıların ekranın çoğunu kapladığı planlarda karakterleri küçücük gösterdiğine şahit oluruz. Giovanni hava almaya balkona çıktığında diğer gökdelenlerden başka hiçbir şey gözükmez. Ufukta yalnızca binalar vardır. Lidia ise Giovanni’den uzaklaşmak istediğinde Milano’nun dış semtlerine kadar gitmek durumunda kalır. Buralarda eski yapıların harabeleriyle heybetli, düz, pürüzsüz modernist yapılar iç içedir. Şehir bir dönüşüm sürecindedir ve bu varoşlar o sürecin sancısını çekmektedir. Harabelere girip çıkan, yıkık duvarların kalkıp dökülmüş sıvalarını elleyen Lidia, yeni yapılarla eskileri arasında ifadesizce süzülür. Lidia’nın hava alabilmesi için şehrin daha da dışına çıkması, boş arsaların ve tarlaların arasına gitmesi gerekecektir. Çifti akşam bir partiye davet eden Gherardini’lerse çağdaş, yepyeni bir villada oturmaktadırlar. İçinde yaşadıkları modern ev, kızları Valentina’nın iç huzursuzluklarının arka planını oluşturur.


İletişimsizlik Üçlemesi ‘nin son filmi L’Eclisse’de sinematografik öğe olarak mimari çok daha ön plandadır. Filmin ana karakteri Vittoria, Roma’nın dışındaki EUR semtinde yeni, modern bir apartman dairesinde oturmaktadır. Semt büyük ve boş arsalar, fundalıklar, tertemiz ama bomboş yollar, dünya fuarı için yapılmış heybetli fütüristik yapılar ve yeni inşa edilen çağdaş apartmanlarla doludur. Sene 1961’dir, bir yıl öncesinde vizyona giren ve bir kısmı yine EUR’da geçen “La Dolce Vita“da da gördüğümüz üzere Roma’nın bu bölgesi o yıllarda sürekli bir şantiye halindedir. Etrafta bir oturmamışlık vardır, bir şehirden çok bir şehir hayaline, bir kent tasarısına benzer. Vittoria’nın yaşadığı bu “düşmanca” mahalleye tezat olarak Antonioni, Piero’yu şehrin merkezine, Roma’nın kalabalık sokaklarına ve heybetli Barok yapılarına konumlandırır. Piero’nun hayatı tıklım tıklımdır, gürültülüdür, çalıştığı Roma Borsası da yaşadığı şehir merkezindeki ev de eskice, klasik bir zevkin ürünüdür. Karanlık köşelerle doludur, kıvrımlıdır, bezemelidir. Vittoria’nın dünyası ise aydınlık, bembeyaz mekanlardan oluşur. Her şey dik açılarla birleşir, cepheler tertemiz ve pürüzsüzdür. Hayatı ve mekanı, yeni modern zevkin ürünüdür. Pürist, minimalist yapıların arasındaki sokaklarsa bomboş ve ıssızdır. Antonioni iki karakterin birbirine zıt kişiliklerini, tezat oluşturan iç dünyalarını, mimari ve kentsel öğeler vasıtasıyla ustaca sergiler.

L’eclisse borsa sahnesi – Piero’nun rahatça yaşadığı, Vittoria’nın yabancı olduğu bir dünya

III – Bireysel Trajedi

İletişimsizlik Üçlemesi Trajedi
La Notte – Tomasso Lidia’ya veda ederken

Serinin üç filmi de bir trajediyi barındırır. L’Avventura’da Anna ıssız bir adada ortadan kaybolur. La Notte’nin başında çiftin dostu Tomasso ölüm döşeğindedir. L’Eclisse’nin başındaysa Vittoria, uzun bir kavganın ardından sevgilisini terk eder. Trajik olayların karakterleri böylesine sarmasına rağmen karakterler bundan neredeyse hiç etkilenmezler. Bireysel trajediler karşısında duyarsızdırlar, trajik olanla bağ kuramaz haldedirler. Kendi arzuları ya da ıstırapları dünyalarını tamamen işgal etmiştir, orada acımaya, merhamete hatta başkasına üzülmeye bile yer yoktur. Bu bencillik olarak görülebilir. Ama asıl önemli olan, burada karakterlerin dünyalarının, acı dünyalarının ölçeğinin küçülmesidir. Hislerinin kapsamı önce toplumsal ilişkilerden kişiler arası ilişkiye, sonra kişiler arası ilişkiden tamamen bireysel olana indirgenmiştir. Artık başkalarını anlamaya çalışmakla uğraşmazlar. Zaten ilişkilerindeki çıkmazın sebebi de budur. Yalnızca kendileri anlamak ve anlamlandırmakla meşguldürler, bu yüzden dışarıya kendilerini tam olarak açamazlar. Ama belki de bu yüzden kendilerini de hayatlarını da asla anlamlandıramazlar.

Diğer yönetmenlerin üçlemeleri hakkındaki yazılarımıza buradan, İtalyan Sineması hakkındaki tüm yazılarımızaysa buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir