İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

Anomalisa Film İncelemesi: Kaufman’ın Yalnız Kuklaları

5 min read
I'm Thinking of Ending Things'in yayınlanmasıyla bugünlerde yıldızı yeniden parlayan Charlie Kaufman'ın Anomalisa filmini, fregoli sendromu ve kabustan kaçış temaları etrafında inceliyoruz.

Being John Malkovic, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi ünlü filmlerin yazarı olarak tanıdığımız Charlie Kaufman; dördüncü kez yönetmen koltuğuna oturduğu filmi I’m Thinking of Ending Things ile eylül ayı başında yeniden radarımıza girdi.

Bu yeni film de Charlie Kaufman dendiği an aklımıza gelen yalnızlık, varoluşsal kriz, hayatın anlamı ve ölüm gibi temalar etrafında dolaşıyor. Burada bir “plot twist” yaparak yüzümü Charlie Kaufman’in son filmi ile ilgili detaylardan, en sevdiğim Kaufman filmine çeviriyorum.

Fregoli Sendromu

Filmimiz, ünlü motivasyon konuşmacısı Michael Stone’un vereceği bir seminer için Cincinnati’ye doğru yola çıkmasıyla başlıyor. Ünlü bir konuşmacı olması ve birçok motivasyon kitabı yazmış olmasına rağmen mutsuz ve sıkkın gözüken baş karakterimiz Michael için Cincinnati sıradan bir şehir değil. Michael’ın terk ettiği eski sevgilisi Bella hala bu şehirde yaşıyor. Biz de bir anlığına Michael’ın mutsuz olmasına sebep bu durumdur diyoruz, ve kafasında dönen Bella’dan özür dileme planlarına ortak oluyoruz.

Dakikalar ilerledikçe işler iyice tuhaflaşıyor. Michael’ın etrafındaki tanıdık tanımadık herkesin yüzü ve sesi birebir aynı. Fregoli sendromu olarak bilinen bu hastalıktan muzdarip olanlar tüm insanların aslında aynı kişi olduğuna inanıyor. Fregoli sendromuna sahip bir kişinin filmdeki gibi tüm insanları birebir aynı gördüğünü söylemek doğru olmayabilir. Ancak bu bilgi Michael’ın konakladığı otelin Fregoli isminde olmasıyla birleşince, Michael karakterinin en azından bu sendromdan esinlenerek yaratıldığını düşünmek bence tutarsız olmayacaktır.

Buluşma gerçekleştikten sonra anlıyoruz ki Michael’ın mutsuzluk sebebi Bella’ya karşı duyduğu vicdan azabı falan değil. Ana karakterimiz kendini büyük bir monotonluk içinde kapana kısılmış hissediyor. Öyle ki bu durum, kendi karısı ve çocuğuyla telefonda konuşmayı bile Michael için tahammül edilemez bir iş haline getiriyor.

“Anomalisa”

Filmin devamında hüsranla sonuçlanan Bella buluşmasının ardından odasına dönen Michael’ı görüyoruz. Bir anda mucizevi bir şey oluyor ve dışarıdan tüm insanların sahip olduğu o aynı sesten farklı bir insan sesi duyuluyor. Heyecanla odadan fırlayan Michael, sesin sahibi Lisa ile tanışmayı başarıyor ve tüm geceyi beraber geçiriyorlar.

Kabustan kaçış hikayelerinin birçoğu en az iki farklı şekilde okunabilir. Ben de filmin bu kısmından sonrasını tutarlı bulduğum iki okumaya değinerek incelemek istiyorum.

İlk okumaya göre herkesten farklı olan Lisa, Michael’ın deyimiyle “anomalisa”, gerçekten yaşayan bir kişi. Michael, farklı olduğuna inandığı ve onu gerçekten anladığını düşündüğü Lisa’dan öyle etkileniyor ki onun gerçek yüzünü görmeyi, gerçek sesini duymayı başarıyor. Bu okumayı kabul eden biriyseniz, final sahnesinde Lisa’dan yavaşça soğumaya ve hatta Lisa’nın özgün sesini artık duymamaya başlayan Michael’ın durumunu orta yaş krizinde yapılan bir kaçamağın pişmanlıkla sonuçlanmasına yorabilirsiniz.

Bu okumaya göre o gecenin sonunda artık Lisa da herkes gibi olmuştur.

Japon Kuklası

İkinci okumayı yapabilmek için henüz bahsetmediğim bir sahneye geri dönüyoruz. Bella ile buluşma sona erdikten sonra Michael, oğluna bir oyuncak almak için en yakındaki oyuncak mağazasına gidiyor. Aslında Michael vitrine baktığında hepimiz anlıyoruz ki burası çocuk oyuncakları değil seks oyuncakları satan bir mağazaymış. Yine de Michael içeri giriyor. Oğlu için bir oyuncak aradığına değindikten sonra gözlerini diktiği Japon bebeği satın alıp mağazadan çıkıyor.

Kabustan kaçış hikayelerinde bir diğer okuma, kahramanı kabustan kurtaran karakterin aslında gerçek olmadığı varsayımı üzerine kuruludur. Yani bu okumaya göre aslında filmdeki Lisa karakteri gerçek değildir. Michael odasında geçirdiği yalnız saatlerde, satın aldığı Japon kuklasına bir kişilik atayarak yaşadığı kabustan bir süreliğine uzaklaşır.

Bunun güçsüz bir teori olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bence filmdeki bazı detaylar bize bu olasılığın oldukça kuvvetli olduğunu söylüyor. Bunlardan yalnızca iki tanesine değinmek istiyorum. İlki hem Lisa’nın, hem de Japon kuklasının yüzünün sağ tarafında bir iz bulunması. Herkesi tıpatıp aynı gören Michael’ın aynı gece satın aldığı oyuncak ve tanıştığı o farklı insanın bu kadar spesifik bir yüz detayının aynısına sahip olması bence tesadüf değil.

Bana göre Lisa’nın aslında satın alınan kukla olduğu okumasını güçlendiren en önemli detay ise şu: Michael Japon kuklasını satın aldığında onu otel odasındaki yatağın yanına koyuyor. Ana karakterimiz odada dolanırken kuklanın bir koli içinde odanın neredeyse ortasında durduğunu görüyoruz. Ancak Michael gecenin ilerleyen saatlerinde Lisa ile beraber odaya döndüğünde o kuklanın içinde bulunduğu koli artık orada yok.

Aslında bu iki okumanın bir noktada aynı kapıya çıktığını düşünüyorum. Her iki durumda da hayatı monotonluk ve yalnızlık tarafından kuşatılmış bir adamın, tek geceliğine de olsa bu kabustan uyanma çabasını izliyoruz.

İnce detayları ve tahammül edememe hissini çok iyi aktardığını düşündüğüm sahneleriyle Anomalisa, kesinlikle izlenmeye değer bir film.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber bültenine abone ol