İzlemeye Değer

Sinefilleri bir araya getiren sineblog!

5 Filmi İle Jean Pierre Jeunet Sineması

9 min read
Jean-Pierre Jeunet, modern çağın en başarılı Fransız yönetmenlerinden biri olarak benim rol modelimdir. Sinemasal izlenimciliğin yansıması olarak nitelendirilebilecek kendine özgü tuhaf tarzı, izleyicisi tarafından anında tanınır. Duyguları karakterize eden nesnelere odaklanma, ilginç karakterler yaratma ve özgür bir hayal gücünü hunharca kullanma Jeunet’in olmazsa olmazlarıdır.

Jean-Pierre Jeunet, modern çağın en başarılı Fransız yönetmenlerinden biri olarak benim rol modelimdir. Sinemasal izlenimciliğin yansıması olarak nitelendirilebilecek kendine özgü tuhaf tarzı, izleyicisi tarafından anında tanınır.  Duyguları karakterize eden nesnelere odaklanma, ilginç karakterler yaratma ve özgür bir hayal gücünü hunharca kullanma Jeunet’in olmazsa olmazlarıdır.

Özellikle geniş kamera açılarını sevdiğini ve onu harekete geçirmesine izin veren vinç hareketlerini sevdiğini söyler. Böylece derin iç çatışmaları ve karakterlerini seyirciye çok iyi tanıtır. 

Jeunet, yönetmenlik kariyeri boyunca genellikle ortak bir faktöre sahip gibi görünüyor. Örneğin kahramanlarını sık sık ebeveynlerinden birini kaybetmiş yetimler veya yalnız bireyler olarak tasvir ediyor. Bu konu anlatımı, ilk uzun metrajlı filmi Kayıp Çocukların Şehri (1995) ‘de gösterildi. Karanlık, komik ve yenilikçi yönden sapkın suç filmi Delicatessen (1991) ise yönetmenlik becerisini gösteren ikinci uzun metraj filmi. 

Katmanlı Kompozisyonlar

Sıklıkla kullandığı bu teknikle, karakterlerin arasındaki ilişkiyi yansıtır ve seyircilerin beklentileriyle oynar.

Bölünmüş Ekranlar

Özellikle stüdyo dışı filmlerinden kullanmaya başladığı  bu teknik ile karakterler arası parallellik çizer

Siyah-Beyaz TV Kullanımı

Klasik filmlere saygı için sıklıkla karakterlerine siyah-beyaz film oynayan televizyon izletir

Su Altı Sahneler

Güzelliğin, tehlikenin ve merak unsurunun bir arada bulunduğu su altı ve üstü çekimleri çoğu filminde ustalıkla kullanır

Jenerik Sahneleri

Mekan ve karakterlere verdiği önem kadar filmlerinin jeneriğine de ayrı bir önem verir. Konunun dinamiğine göre bol hareketli ve animasyonlu jenerikler kullanır.

Soundtrack Seçimi

Her filmini yansıtan, seyirci tarafından unutulmaz müzikler kullanır. En bilineni ise Amelie’nin soundtrack’idir.

Jeunet’in filmleri çoğu zaman gerçekçilik duygusundan yoksundur. Filmlerini kaplayan canlı gerçeküstücülük duygusu; geniş renk derecelendirmesi ve abartılı renk tonları kullanmasıyla yaratılmıştır. Filmlerinde belirli renk aralıklarına ve sıcaklık tonlarına değinen Jeunet, “Ben gerçeği değiştirmek istiyorum, bu yüzden ressam gibi hissediyorum” demiştir. 

Jeunet ayrıca geleneksel, kronolojik zaman dizilerinin engellerini aşmak için filmlerinde flashback ve rüya dizilerini sık sık kullanır. Kayıp Çocuklar Şehri’nde olduğu gibi – o zamana kadar Fransız Sinemasında çığır açan bir çalışma – karanlık filmlerde kullanılan düzenleme teknikleri ve dijital teknoloji, diğer Fransız filmleri tarafından kabul edilmedi.

Bununla birlikte, Jeunet, eşsiz sanatsal becerisinin tamamen yıkılmasına izin verecek biri değildir: yönetmenimiz ilginç karakterlerin, atipik kronolojinin ve rüya benzeri dizilerin tipik özellikleri yerine, filmde göze çarpan gösterişli kostümlerden ve canlı ayrıntılardan en iyi şekilde yararlanıyor. 

Bu dönemin Fransız kültürünün özü Jeunet’tir.

Delicatessen (1991)

“Kimse özünde kötü bi’ insan değildir. Şartlar, onları kötü olmaya itmiştir. Ya da, kötü bir şey yaptıklarını bilmiyorlardır..” Louison

Şimdiye kadar yapılmış en orijinal sürrealist komedilerden biri olan “Şarküteri”, garip karakterizasyonları ve histerik olarak yaratıcı müzikal bitişleri ile ilham verici bir filmdir. Hafif bilim kurgu öncülüğünü de göz önüne alarak, komik, heyecan verici ve inanılmaz derecede garip, yamyam bir geleceğin bu kasvetli görüntüsü, beyaz perdeyi süsleyen en cesur eşsiz baş yapıtlardan biridir. 

Çorak dünyada hiçbir şey büyümeyen bir kıyamet sonrası dünyada, tahıl para birimi olarak kullanılır ve umutsuz insanlar hayatta kalmak için yamyamlığa başvururlar. Bu acımasız ortamda alçakgönüllü, şanssız Louison (Dominique Pinon), bir apartmanda ve içinde bulunan şarküteride tamirci olarak işe başlar. Louison hiçbir şeyden haberi olmadan işlerini yaparken, kasap (Jean-Claude Dreyfus);, bu yeni tamirciyi, açlıktan deliye dönen kiracıları için bir sonraki yemek seçeneğine dönüştürmek için bir plan yapar. Bu arada Louison otoriter kasabın acı çeken utangaç kızı çellist Julie (Marie-Laure Dougnac)’ye aşık olur ve kendi hayatta kalma stratejisini çizer. 

Bu arada Troglodizm olarak bilinen bir yeraltı vejetaryen hareketi, Julie’ye Louison’u kurtarmak için yardımda bulunurlar. İnsan eti yiyen bina sakinleri ise bu arada kurbağa ve aralarından en yaşlılarını yeme girişimindedir.

İlk filminde stüdyoyu muazzam bir titizlikle kuran yönetmenimiz, kullandığı karanlık ve ürkütücü dekorların benzerini, bir sonraki filmi Kayıp Çocuklar Şehri’nde de kullandı.

Jeunet diğer filmlerinde de kullanacağı imzalarını Delicatessen’de ilk kez kullanıyor. Boya fırçasının duvara sürtülmesi, tozlu halının silkelenmesi, gıcırtılı yatakta seks ve bir silindirin delinmesi sırasındaki seslerle ritmik bir sekans oluşturuyor. Müzikal hava katmayı seven yönetmen, renkleri de bunu desteklemek için kullanmış. Sosyal hicivleri başarıyla yansıtan film, ayrıntı çekimlerle bütünsel bir anlam kazandırıyor ve korkunç distopik dünyanın içinde yer alıyoruz. 

Kayıp Çocuklar Şehri (1993)

Hiç bacadan giren onlarca Noel Babanın geyikleriyle beraber bir çocuğu ağlattığını duydunuz mu? Bu filmde duymakla kalmayıp göreceksiniz.

Distopik bir dünyada çocukların rüyalarını çalmak için onları kaçıran kötü yürekli Krank aslında bir mucit tarafından yaratılmıştır. Eşsiz bir canlı olması gerekirken herkesin olduğu gibi onun da bir kusuru vardır: Rüya görememek.. Bundan dolayı erken yaşlanmaktadır. Büyük bir acı duyan Krank’a klonlanmış kardeşleri yardımcı olmaktadır. Görmenin insanı köreltip zayıflattığını düşünen ve kendi gözlerini çıkaran bir toplulukla iş birliği yaparak 5 yaşından küçük çocukları kaçırırlar. Fakat hiçbir çocuk sandığı gibi güzel rüyalar görmez, aksine kabus yaşarlar. 

Eski bir denizci olan One; Denree isimli küçük kardeşi de Krank tarafından kaçırılınca akıllı ve bir o kadar da belalı küçük bir kız olan Milette ile peşine düşerler. Zorlu mücadelede kazanan taraf hangisi olacak?

Garip ve ucube dünyayı yansıtan dekor ve kostümler içeren bu filmde özel efektler de ustaca kullanılmış. Bir liman şehri olarak kurulan stüdyo, Delicatessen filmini andırmıyor değil. Yine yönetmenin ilk filminde ve sonraki filmlerinde de sıklıkla oynatacağı Dominique Pinon başrollerde yer alıyor. “Başroller” diyorum çünkü klonlanmış kardeşleri Dominique canlandırıyor. Daha sonra Hellyboy filminde yer alacak Ron Perlman ise One karakterine hayat veriyor. Yan karakter olan Marcello’yu canlandıran Jean-Claude Dreyfus ise Delicatessen filminde başroller(şarküteri sahibi) arasındaydı.

Günümüz şehirleşmiş dünyasına çarpıcı bir gönderme yapıyor aslında Jeunet ve Marc. Çocukların sadece rüyalarını değil hayallerini, umutlarını, hayatlarını ellerinden alıyoruz. Çalıyoruz tüm haklarını…

Amelie (2001)

Amélie, diğer Fransız Filmlerine göre biraz daha hızlı, tuhaf ve ilginç bir film ve bu nedenle ana akım izleyiciler için daha erişilebilir olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak, filmin sanatsal ögeleri bir araya getirilmesi, onu çok çekici kılıyor ve Batı’ya nüfuz eden Fransız kültürünün romantikleşmesine değinerek zamansız bir kaliteye sahip. 

Film, Amelie’nin çocukluğu ile başlar. Nevrotik bir anne ve duygudan uzak bir babanın çocuğu olarak doğar. Amelie’ye bir kalp rahatsızlığı tanısı konur ve diğer insanların temaslarından uzak durmak zorundadır. Annesi öldükten sonra evden ayrılıp Paris’teki kırsal bir kesimde Two Windmills adlı kafede garsonluk işi yapar. Dairesinde gizlenmiş çocukluğuna ait eserler içeren teneke bir kutu keşfeder. Amelie kutunun sahibini bulmaya karar verir. Böylece yeni yarı zamanlı işine ve tam zamanlı felsefesine başlar: “İnsanları mutlu etmek.”

Amelie’nin hayatında özel bir insan yoktur. Sonra bir dükkanda tezgahtarlık yapan; hobisi, otomatik fotoğraf kabinlerinden atılan resim parçalarını toplamak ve bunları bir deftere koymak olan Nino (Mathieu Kassovitz) ile tanışır. Amelie çocuğa aşık olur ama babası “kalbini” normal “bir hayatın zorluklarına dayanacak kadar güçlü olarak görmediği gibi, sevgisinin taleplerini karşılayacağına da güvenmemektedir.. 

Yönetmen Jean-Pierre Jeunet her karakterin hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeyleri anlatmak gibi olağandışı ayrıntıları incelemek için sahnelerde sık sık renkli yan geziler yapar. Görüntü yönetmeni Bruno Delbonnel’in Paris’i; pırıl pırıl temizlenmiş ve davetkar pastellerle doludur ve Amelie’nin keşifleri için değerli bir tema sunar.

Amelie’ye hayat veren Audrey Tautou, göreve fazlasıyla hizmet eden, güçlü bir ruh. Audrey Hepburn’e yakışan bir iç güzelliği ile parlayan, diyalog azlığı nedeniyle daha da övgüye değer büyüleyici bir performans sergilemiş. Çoğu sahnelerde gözlerinin tüm konuşmaları yapması istenmiş ve gözleri daha iyi konuşmuş.

Micmacs (2009)

Jean Pierre Jeunet’ten intikam konusunu ele alan eğlenceli bir film. Bir film dükkanında çalışan ve tüm gününü film replikleriyle geçiren Bazil, yalnız yaşamaktadır. Bir gün dışarıdan duyduğu sesler yüzünden dükkandan dışarı çıktığı sıraca bir kaza kurşunu kafasına saplanır. Doktorlar bitkisel hayata girebilme tehlikesine karşı kurşunu çıkarmazlar. Bazil ise her an ölebileceğini bilmektedir.

Hastanede olduğu sürede işsiz ve evsiz kalan Bazil sokakta yaşamaya başlar ve yeni arkadaşlar edinir. Farklı ve ilginç arkadaşlarıyla birlikte babasının ölümüne yol açan ve kendisini kurşunla yaşamak zorunda bırakan silah şirketinden intikam almaya çalışacaktır.

İlk iki filmi gibi olmayan renkli hareketli bir dünya çizen yönetmen karakter yaratımında da ustalığını konuşturmuş. İzlerken bir animasyonun içinde gibi hissediyorsunuz. Çekim açılarından ve kurgunun harikalığından da bahsetmeye gerek yok. Micmacs, Jeunet’in kendine has anlatımı ile başarılı filmlerinin arasına girmiştir. Bu arada unutmadan; Dominique Pinon da yönetmenimizin bu filminde yer alıyor.

 The Young and Prodigious T.S. Spivet (2013)

“Adam olacak çocuk” olarak nitelendirebileceğimiz 1o yaşındaki T.S. Spivet ailesiye bir çiftlikte yaşamaktadır. Güzellik yarışmasını kazanmak isteyen kız kardeşi, böceklerle kafayı bozmuş anne ve babasıyla sıradan bir hayat sürerken Smithsonian Enstitüsü’ne gönderdiği bir bilim çalışması nedeniyle ödüle hak kazandığını öğrenir. Kendi başına bu ödülü almak ve ailesinden uzaklaşmak için bir maceraya atılacaktır. Washington’a doğru yola çıkar.

Türkiye’de Kahraman Çocuk adıyla yayınlanan bu film Jeunet’in son sinema filmidir (Şu an yapımını sürdürdüğü Big Bug filmini saymazsak). Bundan sonra Casanova isimli dizisi ve Two Snails Set Off isimli kısa filmi bulunmaktadır. 

Kahraman Çocuk filmi aile draması özelliği taşıyan ve ebeveynler için önemli dersler çıkarılması gereken bir filmdir. Hayal gücünün sınırlarını bir çocuk üzerinden zorlayan Jeunet, küçük oyuncuyu ustalıkla yönetmiş. Her filminde görmeye alışık olduğumuz oyunculara yer vermemiş. Ve gerek çekim açıları gerek renk skalası gerek kurgu tekniği ile yine Jeunet imzası taşıyan bir eser niteliğinde.

Sevebileceğin benzer yazılar

2 min read
1 min read

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir